Muhafazar insan ve modernizm deyince…

"Ekonomik, teknik, politik ve hizmetler anlamında tüm gelişmeleri çoğu zaman sorgusuz kabullenir ve dahi bizzat bu yeni durumun bir parçası olur... ta ki o olgunluk dediğimiz döneme erişinceye kadar. Aslında olgunluk dediğimiz şey, kişinin ben olacağımı oldum bu saatten sonra memory daha fazlasını kaldırmaz dediğimiz noktaya en çok yaklaştığımız anlardır ..."

Muhafazar insan ve modernizm deyince …

“Ekonomik, teknik, politik ve hizmetler anlamında tüm gelişmeleri çoğu zaman sorgusuz kabullenir ve dahi bizzat bu yeni durumun bir parçası olur… ta ki o olgunluk dediğimiz döneme erişinceye kadar. Aslında olgunluk dediğimiz şey, kişinin ben olacağımı oldum bu saatten sonra memory daha fazlasını kaldırmaz dediğimiz noktaya en çok yaklaştığımız anlardır …”

13 Haziran 2017
Murat Sarıkaya / Almanya

Kelimenin kökünden de anlaşılacağı gibi muhafaza edilmesi gerektiğine inanılan şeyleri ya da değerleri muhafaza etmeye çalışan insanlar gürûhu desek yanlış olmaz. Tanım eksik olabilir ama yanlış değil bence.

Değişim insanın kolay kolay kabul etmekte zorlandığı bir hareket biçimidir. Hayatımızdan pek çok örnek verebiliriz. İnsanoğlunun en çok zorlandığı şeylerden birisi alışkanlıklarından vazgeçme gerekliliği ile yüzleşmek zorunda kaldığı anlardır.

Kişisel bağlamda bazen tutku derecesinde bağlandığımız değerlerden, çağa uygun geçişler yapmamız gerektiğinde beynimiz bu yeni durumu kabullenmeden önce sürekli error verip el freni çekerek bizi sıkıntılı hallere sokar. En azından yeniliklere baştan mesafe koyanlar diyelim.

Bir zorunluluk olmadığı halde bulunduğunuz durumdan sizi daha ileriye götürecek bir hareketin destekçisi iseniz, muhafazakar terimine uzaksınızdır.

Toplumlar icin de durum farklı değildir. Genç nesil, dinamizminin gereği çağa uygun yaşayıp giderken, zamanla sürekli ilerlediğinin farkında olmaz genelde. Zaten olması gerekenler oluyor, yaşanması gerekenler yaşanıyor babında, çevresi ile sürekli uyum içinde “up to date” halde hayatına devam eder.

Ekonomik, teknik, politik ve hizmetler anlamında tüm gelişmeleri çoğu zaman sorgusuz kabullenir ve dahi bizzat bu yeni durumun bir parçası olur… ta ki o olgunluk dediğimiz döneme erişinceye kadar. Aslında olgunluk dediğimiz şey, kişinin ben olacağımı oldum bu saatten sonra memory daha fazlasını kaldırmaz dediğimiz noktaya en çok yaklaştığımız anlardır.

Genelleme yapmak doğru olmasa da düşünsel anlamda bilgiye her zaman aç olduğumuz gerçeğini kabul etmeliyiz. Bunun bahsedilen olgunluk dönemi ile bir bağlantısı yok elbette. Zihinsel olgunluk, insanın duyargalarını bu saatten sonra yavaş yavaş kapatıp kendi içine dönüşüyle, yeniliklerden farketmeden uzaklaşmaya başladığı bir sürecin başlangıcıdır. Beyin birikime devam ederken ilgi alanı daha sofistike olmaya başlar artık.

15-25 yaşlarınızı hatırlayın. Bu dönemlerinizde dinlediğiniz çoğu şarkı ve müzisyeni dün gibi hatırlarsınız. Dahası o dönemlerin bir eseri için hangi yıla ait diye sorulsa , zorlanmadan cevabını verirsiniz. Zamanı şimdi atlatın ve 40’lı yaşlara gelin. Radyoda dinleyip hoşunuza giden bir müziği tanımıyor olmanız hatta severek dinlediğiniz halde şarkıcısının tek bir kare resmini görmediğinizi düşünmek sizi rahatsız ediyorsa yaşlanmaya başlamışsınız demektir. O yaşta hala billboard’u, chart’ları mı takip edeceğiz demeyin. Profesyonel olarak mesleğiniz değil ise, isteseniz de bunu yapamayacaksınız zira. Aktif ilgi alanlarınız ve gündelik sorunlarınız, bir zamanların hayatınıza anlam katan tatlarından uzaklaşmanıza neden olmaktadır artık. Müzik sadece bu tip örneklerden birisi. Kırıklı yaşları devirmiş ve hala akıllı telefonunuzu kullanabiliyor olmakla övünüyorsanız kullandığınız uygulamalarınıza bir bakın. 12-13 yaşlarındaki çocuğunuzun hiç aklınıza bile gelmeyecek uygulamaları ve cihaz özelliklerini nasıl ustalıkla kullandığına dikkat edin. Moraliniz bozulmasın hala normal telefonu bile kullanamayan bir kitle de ayni zaman dönemimizde yaşıyor.

Tüm bunlardan daha acısı fikirsel ya da beşeri her türlü yeniliğe kapalı zihin olgunluğuna erken ulaşmış “gençler de” var çevremizde. Bildiğimiz “istemezük” insanları. Eğitimde, öğretimde hayatın her noktasında neyi neden muhafaza ettiğini bilmeyen ama çevresinde de hiç bir gelişimi kabul etmeyenler. Devrim ( Fransa) karşıtı Edmund Burke ya da Sovyetler döneminin Troçkistleri misali. Matbaayı ya da Cumhuriyet rejimini Osmanlı’da istemeyen zihniyet de alışkanlıkların denenmiş ve yeterli bir başarı olduğunu düşünenlerdi.

Bir başka tür daha var elbette… bunlar da kendilerini muhafazakar ilan edip liderliğini yaptıkları ya da etkileyebildikleri diğer muhafazakar etiketlilerin kanını emenler familyası … Kendilerini sözde dinin ve katı ahlak kurallarının hilafsızca uygulandığı topluluklara örnek olarak dayatıp , uzak diyarlarda kumar makinasının kollarına asılanlar gibi…

Ben yine de sizleri sürekli gelişen ve ilerleyen yerküremizde , beynimizi fazla yakmadan rasyonalist ( akılcılık ) çizgide tutmaya davet ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir